ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Friday, Aug 29th

Son Guncelleme08:18:06 AM GMT

Nerdesin: Osmanlı İmparatorluğu Osmanlı Devletinde Duraklama ve Gerileme Dönemi


Osmanlı Devletinde Duraklama ve Gerileme Dönemi

e-Posta Yazdır

Reklamlar

Duraklama ve Gerileme


II. Viyana Kuşatmasının Sonucunu Belirleyen Muharebe (12 Eylül 1683)


OSMANLI DEVLETİ’NİN DURAKLAMA DÖNEMİ

1. III.Murat (1574-1595), 7. III.Mehmet (1595-1603),
2. I.Ahmet(1603-1617), 8. I.Mustafa (1617-1618),
3. II.Osman(Genç)(1618-1622), 9. I.Mustafa (1622-1623),
4. IV.Murat (1623-1640), 10. I.İbrahim (1640-1648),
5. IV.Mehmet (1648)-1687),11. II.Süleyman(1687-1691),
6. II.Ahmet (1691-1695) ve 12. II.Mustafa (1695-1703)’dır.
Köprülüler Devri(1656-1683): Padişah IV.Mehmet zamanında sırasıyla Köprülü Mehmet Paşa, Fazıl Ahmet Paşa, Fazıl Mustafa Paşa ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazam olmuştur.

Osmanlı Devleti İstanbul’un fethinden itibaren "Yükselme Devri" ni yaşadı. Bu parlak devir 1453’ten 1579’a kadar devam etti. 1579 yılında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümüyle başlayan "Duraklama Devri" 1699’daki Karlofça Antlaşması’na kadar sürdü. 16. yüzyıl sonlarında başlayan hafif bir duraklama 17. yüzyılda daha da artarak devam etti.
Gerçi bu yüzyılın sonuna kadar Osmanlı İmparatorluğu dünyanın en büyük güçlerinden biridir. Devletin sınırları daha da genişlemiş, dış görünüşü eski özelliğini ve görkemini korumuştur. Fakat iç yapısında çok önemli bozukluklar ortaya çıkmıştır.

 


A. OSMANLIDEVLETİ’NİNDURAKLAMA NEDENLERİ
Osmanlı Devleti’nin Duraklama Devri’ne girmesinde etkili olan faktörler iç ve dış nedenlerden oluşmuştur.


I. İÇ NEDENLER
a. Merkez Yönetiminin Bozulması


1. İmparatorluğun Karakteri: Osmanlı imparatorluğu değişik ırk, dil, din ve kültürde olan milletlerden meydana gelmişti. Müslüman halk imparatorluğu yönetiyor ve yeni topraklar fethediyordu. Fakat zamanla yeni fethedilen yerlerde düzenli bir sistem kurulamadı. Merkezden uzak yerlerin yönetiminde problemler ortaya çıktı. Sınırların genişlemesi de aynı hızla devam etmedi. Devletin kuvvetli ve adaletli yönetimi devam ettiği sürece çeşitli milletler bir arada huzur içinde yaşıyordu. Fakat devlet düzeninin bozulması ve kanunların tam olarak uygulanmaması hoşnutsuzluklara neden oldu.


2. Padişahların Durumu : Merkeziyetçi mutlak imparatorluk karakterine sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nda bütün güç padişahlarda toplanmıştı. Dolayısıyla onların durumu ülkeyi doğrudan etkiliyordu. Osmanlı padişahları genellikle ülkeyi kendileri yönetir ve sefere ordunun başında giderlerdi Duraklama Devri’nde bu durum ortadan kalktı.


Sokullu Mehmet Paşa öldüğünde padişah III. Murat idi (1574-1595). Bu hükümdar zayıf iradeli birisiydi. III. Murat devrinde devlet yönetimine saray kadınları karışmaya başladı, l. Ahmet (1603-1617) çocuk yaşta, 14 yaşında, hükümdar oldu. Bu zamana kadar şehzadeler sancağa çıkıp tecrübe kazanırken l. Ahmet bundan mahrum kalmıştı, l. Mustafa (1617-1618) ve (1622-1623) yıllarında iki defa padişah olmasına karşılık hükümdarlık yapacak durumda değildi. II. Osman (1618-1622) iyi niyetli olmasına karşılık devlet yönetimi konusunda tecrübesizdi. II. Osman’da 14 yaşında hükümdar olmuştu. IV. Murat (1623-1640) XVII. yüzyılın en değerli padişahı olmasına karşılık yeterli devlet adamlarına sahip değildi.


l. İbrahim (1640-1648) uzun yıllar sarayda kafes hayatı yaşadığından hükümdarlık konusunda çok eksikti. IV. Mehmet (1648-1687) yedi yaşında padişah oldu. Devlet işlerini tamamen Köprülülere bıraktı. Bu devrin Osmanlı padişahları devlet yönetimini kendi ellerinde tutmuyorlar ve ordunun başında sefere gitmiyorlardı.


3.Veraset Usûlünün Değişmesi : Osmanlı Devleti’nin veraset yönetimi Duraklama Devrinde değişikliğe uğradı. Osmanlı klasik devrinde farklı olarak, l. Ahmet zamanında (1603-1317) padişahlığın babadan oğla değil, Osmanlı hanedanı içinde "ekber ve erşad" yani en büyük ve en akıllısına geçmesi esası benimsenmiştir. Bu sistemin kabulünden sonra şehzadelerin sancağa çıkma usûlü kaldırılmış, onun yerine kafes usulü getirilmiştir. Sancağa çıkma usulünün kaldırılmasıyla şehzadeler saraya hapsedilmiş, yönetim konusunda tecrübe kazanmadan padişah olmuşlardır.


* Sancağa çıktıktan sonra hükümdar olan son padişah III. Mehmet’tir. Kafesten tahta çıkan ilk hükümdar da l. Ahmet’tir.


OSMANLI VERASET SİSTEMİDEKİ DEĞİŞMELER:
* Osman ve Orhan Beyler zamanında ülke hükümdar ailesinin ortak malı idi.
* I.Murat’tan itibaren ülke sadece padişah ve oğullarının sayıldı.
* Fatih Sultan Mehmet en güçü olanın tahta geçme anlayışını getirdi. (Kardeş katliyle amaç ülkenin birliğini sağlayarak bölünmesini önlemek ve en güçlü olanın başa geçmesini sağlamaktı.)
* I. Ahmet(Duraklama Devri) döneminde yapılan değişiklikle Osmanlı Hanedanı içinde en yaşlı ve akıllı olanın (EKBER ve ERŞED) padişah olması esası benimsendi.

4.Devlet Adamlarının Yetersizliği : Bu dönemde devlet adamlarının pek azı makamlarının gerektirdiği tecrübe ve bilgiye sahiptir. Önceki devirlerdeki gibi devlet adamlarında tecrübe ve bilgiye bakılmadan rüşvet ve iltimasla devlet makamları dağıtılmıştır. Sadrazamlar görevlerinde fazla kalamıyorlar ve azlediliyorlardı. XVII. Yüzyılda bu göreve 61 kişi gelmiştir. Bunlar içinde sadrazamlık görevinde dört saat kalanlar bile vardı. Halbuki bu zamana kadar geçen üç yüzyılda Osmanlı Devleti’nde 55 sadrazam görev yapmıştır.


S.Saray Kadınlarının Yönetimde Etkili Olmaları: Padişahların çocuk denilecek yaşta hükümdar olmaları anneleri yani Valide Sultanların devlet yönetiminde etkili olmalarına neden olmuştur. Valide Kösem Sultan ve Turhan Sultan bu dönemin meşhur şahsiyetleridir. Ayrıca padişah hanımlarının ve cariyelerin de yönetimde etkileri görülmüştür.

 

b) Eyalet Yönetiminin Bozulması :

Eyaletlere iltimas (kayırma) ya da rüşvetle tayin edilen valiler, kadılar ve diğer görevliler bilgi ve tecrübe bakımından yeterli değillerdi. Bunlar gittikleri yerlerde halkı soyuyorlar, merkeze iyi görünmek için de bol bol hediyeler gönderiyorlardı. Her tarafta eşkıyalar türedi. Geniş ölçüde ayaklanmalar meydana geldi. Halkın can, mal ve namus güvenliğinin kalmaması Osmanlı yönetiminde yeni problemlere neden oluyordu. XVII. yüzyılın başında I. Ahmet tarafından çıkarılan "Adaletnâme" de bu durumun önlenmesi için gerekli tedbirler belirtilmiştir.


c) Ordu ve Donanmanın Bozulması(Seyfiyenin Bozulması):


1- Devşirme Sisteminin Bozulması :
Bu dönemde Kanun-u Kadim’e aykırı olarak Yeniçeri Ocağı’na rast gele kişiler alındı. Yeniçerilerin sayısı artarken değerleri azaldı. III. Murat oğullarının sünnet düğününde halkı eğlendiren bazı Hıristiyan hokkabaz ve cambazları Yeniçeri Ağası Ferhat Ağanın karşı çıkmasına rağmen ocağa aldı. Böylece o zamana kadar uygulanan devşirme sistemi bozuldu. Devşirme sisteminin uygulanmaması sonucunda askerlikle ilgisi olmayan kişiler ocağa girmiş ve ocağın disiplini bozulmuştu.


2- Yeniçeri İsyanlarının Artması : Özellikle XVII. yüzyılda yeniçeriler sık sık ayaklanarak ülkede askeri diktatörlük kurdular. Çıkardıkları isyanlarla istediklerini yaptırmaya başladılar. II. Osman’ın öldürülmesinden sonra etkilerini gittikçe artırdılar. Bu dönemden itibaren "Ocak devlet içindir" anlayışının yerine "Devlet ocak içindir" anlayışı aldı. Bu durum II. Mahmut devrinde Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına kadar devam etti.
 

3- Eyalet Askerlerinin Öneminin Azalması :
Kapıkulu askerlerinin bozulduğu sırada eyalet askerleri de tımarlarının dağıtılmasındaki adaletsizlik ve haksızlık yüzünden eski güçlerini kaybettiler. Dirlikler beylerine, sancak beylerine ve savaşçı eyalet sipahilerine verilmesi gerekirken askerlikle ilgisi olmayan saray mensuplarına ya da para bulmak amacıyla mültezimlere veriliyordu. Dirlik sahipleri dirliklerinin bulunduğu sancaklarda oturmuyorlardı.
XVI. yüzyılda tımarlı sipahilerin sayısı 140 bin kişi iken XVII. yüzyılda bu sayı yetmiş bine düşmüştü. Bütün bunlar Osmanlı Devleti’nin hem askeri kuvvetten mahrum kalmasına, hem de imparatorluk ekonomisinin temeli olan tarım ve hayvancılığın gerilemesine neden olmuştur.


Tımarların ( Dirlik topraklar) dağıtımındaki adaletsizlik Tımarlı ordusunun bozulmasına,Tımarlı sipahilerin sayısının azalmasına, buna karşılık devletin daha fazla maaşlı asker(kapıkulu) almasına sebep oldu.


AÇIKLAMA: Bu durum sadece ordunun bozulmasına değil, ekonomik, sosyal ve idari alanda bir problemin doğmasına sebeb olmuştur.

 


4- Osmanlı Donanmasının Bozulması : Osmanlı donanması Barbaros Hayreddin Paşa’nın vefatından sonra yerine denizci olmayan Sokullu Mehmet Paşa’nın tayin edilmesiyle XVI. yüzyılın ikinci yarısında bozulmaya başladı. Bundan sonra da denizcilikle ilgili olmayan kişiler donanmanın başına getirildi. Girit’in fethinden sonra da donanmaya önem verilmeli.

 


5. Askerlik Konusunda Avrupa’daki Gelişmelerin Takip Edilmemesi: Avrupa’da XV. ve XVI. yüzyıllarda ordu ve donanma konusunda önemli gelişmeler meydana geldi. Bu gelişmeler sonraki dönemlerde de devam etti. Osmanlı Devleti ise XVIII. yüzyıla kadar bu gelişmelerden habersiz kaldı.


d) Eğitim Sisteminin Bozulması:
Osmanlı eğitim sisteminin duraklama devrinde, önceki devirlerdeki üstünlüğü devam etmedi. Avrupa Coğrafya Keşifleri, Rönesans ve Reform hareketleri ile büyük bir gelişme göstermişti. Osmanlı uleması ise bu gelişmelere ayak uyduramadı. Tıp, felsefe, matematik, gibi bilimlerde ders okutabilecek müderris yetişmedi. Pozitif bilimler tamamen ihmale uğradı.


Medrese öğretimi yapmayan birçok kişiye ilmi rütbe verilmeye başladı. Rüşvet ve iltimas ulema arasında da görüldü. Bazı kişilerin yeni doğmuş çocuklarına "müderrislik" payesi verildi. Böylece "beşik uleması" denilen yeni bir sınıf ortaya çıktı. Rüşvet ve iltimas o derece yaygınlaştı ki III. Murat’ın ve daha sonra oğlu III. Mehmet’in hocasının oğlu henüz küçük yaşta Mekke kadısı, arkasından İstanbul kadısı tayin edildi. Bu çocuk iki ay sonra Anadolu Kazaskeri olduğunda henüz yirmi dokuz yaşındaydı. Diğer oğlu ise yirmi beş yaşında İstanbul kadısı oldu.


Bu devirde ulema nüfusunu kendi çıkarları için kullanmaya başladı. Bazen askerlere karşı, bazen de askerlerle beraber saraya hücum ettiler.

 


e) Ekonomik Durumun Bozulması:
Duraklama devrinde maliye bozuldu ve gelir kaynakları azaldı. Masraflar ise giderek arttı. Bu durumun ortaya çıkmasında şunlar etkili oldu :
1.Savaşlarda elde edilen ganimetlerin, yabancı devletlerin verdikleri vergilerin ve hediyelerin azalması.
2.XVII. yüzyılda savaşların uzun sürmesi ve genellikle yenilgiyle sonuçlanmasının savaş masraflarını arttırması.
3. Saray masraflarının artması (Örneğin Kanuni zamanında beş milyon akçe olan sarayın mutfak masrafı III. Murat devrinde yirmi bir milyon akçeyi bulmuştur.)
4.Sık sık padişah değişikliği yüzünden, ödenen cülus bahşişlerinin artması.
5. Kapitülasyonlar yüzünden gümrük gelirlerinin azalması.
6.Savaşların uzun sürmesi, güvenliğin bozulması, tımarların iyi yönetilememesi yüzünden toprak gelirlerinin azalması.
7.İpek ve Baharat Yolunun önemini kaybetmesiyle gelir kaynaklarının azalması.
8. Avrupalıların sömürge yoluyla elde ettikleri gelirler altın ve gümüş miktarını arttırdı. Bu durum Osmanlı parasının değerinin düşmesine neden olmuştur.
9. Osmanlı Devleti’nin ihtişamına paralel olarak ülkede lüks ve israfın artması.
10. Venedik ve Fransa’ya verilen kapitülasyonlardan sonra İngiltere ve Hollanda’ya kapitülasyon verilmesi.

 


f) Toplum Yapısının Bozulması
Duraklamanın en önemli nedenlerinden biri de XVII. yüzyılda doruk noktasına ulaşan Celâli İsyanlarıdır. Çıkan isyanlar sonunda halk büyük zararlara uğramış, isyanların yoğunlaştığı yerlerde hayat çekilmez bir hal almıştır.


Tarım ve hayvancılık zarara uğrayınca önemli bir geçim kaynağı gelir getirmez olmuştur. Nüfusun hızla artması ile de Anadolu ve Rumeli topraklarında başıboş dolaşan binlerce insan ortaya çıkmıştır. İç isyanların bastırılmasında kullanılan yöntemler de halkla devlet arasındaki güveni sarstı. Bütün bunlarla ahlâki, kültürel ve ekonomik açıdan bozukluklar giderek yaygınlaştı.

 


11. DIŞ NEDENLER
a. İmparatorluğun Doğal Sınırlara Ulaşması:
Osmanlı İmparatorluğu XVI. yüzyılın sonunda 20 milyon kilometre kareye ulaşan genişliğe ve 100 milyona yaklaşan bir nüfûsa sahip olmuştu. Osmanlı impatorluğu bu dönemde çok kuvvetli devletlerle sınır olmuş, büyük denizlere ve çöllere kadar olan ülkeleri ele geçirmiştir. Bu durum devletin ilerleme imkânlarını sona erdirmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun sınırları doğuda İran dağları, Azerbaycan ve Hazar Denizi’ne, Umman Denizinden Habeşistan’a ve oradan da büyük Sahra ve Fas’a uzanmıştır. Kuzeyde bütün Karadeniz kıyıları, Kırım yarımadası, Ukrayna stepleri ve Macaristan’ın büyük kısmı ele geçirilmiş, batıda ise sınır Adriyatik ve Yunan Denizi’ne ulaşmıştı.


Osmanlı imparatorluğu güneyde Büyük Sahra ve Hint Okyanusu’nu aşamamış, doğuda İran Dağları doğal sınır oluşturmuş ve Safevi Devleti Osmanlı ilerlemesini durdurmuştur. Batıda Osmanlı’nın karşısına Avusturya, Lehistan, Venedik ve Roma Germen imparatorluğu çıkmıştır. Duraklama Devrinde doğuda ve batıda uzun süren savaşlara girilmiş ve bu savaşlarda doğru dürüst kazanç elde edilmemiştir. Kuzeyde gittikçe güçlenen Rusya’da önemli bir problem oluşturmuştur.


b. Avrupalıların Osmanlı Devleti’ne Karşı Olan Durumları :
Osmanlılar Rumeli’ye ayak bastıkları andan itibaren Avrupa Hıristiyan dünyasının tepkisiyle karşılaştılar. Zaman zaman ittifaklar kurarak Osmanlıların karşısına çıkan Avrupa orduları ilerleyişi durdurmak istedilerse de başarılı olamadılar. Balkanlarda bulunan krallıklar Osmanlı ilerlemesini durduracak güçte olmamalarına karşılık XVI. yüzyıl Avrupa’nın güçlü devletleriyle mücadeleler başladı. Osmanlı ilerleyişinin hızı kesilince Avrupalılar büyük saldırılara başladılar.


c.Avrupalıların Bilim ve Teknikte ilerlemeleri :
Avrupalılar Rönesans ve Reform hareketleri sonunda gelişmelerini engelleyen faktörleri ortadan kaldırdılar. Bilim ve teknik sahasında önemli gelişmeler gösterdiler. Avrupa bu gelişmelerle ekonomi ve teknik sahasında çok güçlendi, fikir hayatı gelişti. Askeri bakımdan büyük ordular kuruldu, yeni silahlar yapıldı. Denizcilik sahasında önemli ilerlemeler meydana geldi.


Buna karşılık Osmanlı Devlet teşkilatı bozulmuş, ordunun gücü ortadan kalkmış, bilim ve teknik alanlarında ise önemli bir ilerleme meydana gelmemiştir.


d. Avrupalıların Coğrafya Keşiflerini Gerçekleştirmeleri :
Avrupalılar XV. yüzyıl sonlarında ve XVI. yüzyılda coğrafya keşiflerini yaptılar. Keşfettikleri yerlerin değerli madenlerini Avrupa’ya taşıyarak sömürgeciliğe başladılar. Bu durum Avrupa’nın zenginleşmesine ve sanayi için gerekli sermayeyi elde etmelerine neden oldu.


Yeni ticaret yollarının bulunmasıyla da Avrupalılar kendilerine gerekli mallan doğrudan almaya başladılar, İslâm ülkelerinin aracılığına ihtiyaç duymadılar. Bu durum başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere İslâm Dünyasının gümrük gelirlerinden mahrum kalmasına, dolayısıyla fakirleşmesine neden oldu.


Bütün bu nedenlerle Osmanlı Devleti "Duraklama Devri" ne girdi.

 


B. DURAKLAMA DEVRİ SİYASİ OLAYLAR: I. OSMANLI - İRAN İLİŞKİLERİ (1577-1639)
Osmanlı devleti ile İran arasında Kanuni döneminde 1555 Amasya antlaşması imzalanmış ve iki devlet arasında bir barış dönemi açılmıştı. Barış dönemi 1577 yılına kadar sürdü. 1577’de başlayan Osmanlı-İran Savaşları dört döneme ayrılır:

a.1577-1590 Iran Savaşları (III. Murat Dönemi)
(1590 Ferhat Paşa Antlaşması)

Sebebi: Şah II.İsmail’in Amasya Antlaşmasını bozarak,Anadolu halkını Osmanlılara karşı kışkırtması, Şah Tahmasb’ın 1576’da ölümü üzerine İran’da taht kavgaları başlaması. III. Murat İran üzerine sefere çıktı. Osmanlı orduları Aşağı Kafkasya’dan büyük topraklar elde ederek Hazar denizine kadar ilerlediler.


Şah II.İsmail’in yerine geçen Şah Abbas barış istedi.İranlıların barış isteği üzerine 1590 Ferhat Paşa ya da İstanbul Antlaşması imzalandı.

 

Bu antlaşmaya göre:

Maddeleri: 1-Tebriz,Karabağ,Tiflis ve Nihavent Osmanlılarda kaldı.
2-Osmanlı Devleti sınırlarını doğuda Hazar Denizi’ne kadar genişletti.Azerbaycan,
Yorum: Bu antlaşma ile Osmanlı devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaştı.

 


b. 1603-1611 Iran Savaşları(I.Ahmet Dönemi)
(1611 Nasuh Paşa Antlaşması);
1590 Ferhat Paşa antlaşması 13 yıl sonra bozuldu.
Osmanlı devleti batıda Avusturya ile savaşa başlamıştı. Şah Abbas bundan faydalanarak Ferhat Paşa antlaşmasıyla Osmanlı devletine bırakılan yerleri geri almak istedi. İran, Tebriz ve Erivan’ı aldı. Osmanlı Devleti önceleri İran’a karşılık veremedi.

Çünkü:
-Avusturya ile savaş halindeydi.
-Anadolu’da Celali İsyanları artmıştı.

Şah Abbas bundan da faydalanarak Diyarbakır ve Musul çevresine kadar ilerledi. Sonuçta İran’la 1611 Nasuh Paşa Antlaşmasını imzalandı.


Buna göre:
1.Osmanlı devleti Ferhat Paşa antlaşmasıyla aldığı yerleri İran’a geri verdi.
2.Buna karşılık İran, Osmanlı devletine yılda 200 deve yükü ipek vermeyi vaat etti.

c. 1617-1618 İran Savaşları (I.Ahmet+I.Mustafa+II.Osman Dönemleri)
(1618 Serav Antlaşması)
Sebebi:
İran’ın vaat ettiği ipeği göndermemesi ve Osmanlı elçisini tutuklaması
Savaş : Osmanlı ordusu pusuya düştü.
Sonucu: SERAV ANTLAŞMASI imza edildi.(1618)
Maddeleri: 1- İranın vergisi 100 yük kumaşa indirildi.
2- Sınırlar Nasuh Paşa Antlaşmasına göre belirlendi.
d. 1622-1639 İran Savaşları (IV.Murat Dönemi) (1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması)


17. yy’da İran’la yapılan savaşların en uzun süreli olanı bu dönemde gerçekleşti. Bu savaşlar İranlıların hileyle Bağdat’ı işgaliyle başladı.
Bağdat’ta isyan eden Bekir Subaşı, valiyi öldürerek şehri eline geçirdi. Sonra Bekir Subaşı Şah Abbas’tan yardım istedi. Böylece Bağdat işgal edilmiş oldu.


Bağdat’ın işgali üzerine İran’la 17 yıl süren savaşlar başladı. Savaşın ilk yılları IV. Murat’ın çocukluk dönemine rastladı, İran böylece ilk yıllar büyük başarılar elde etti. Sonraları IV. Murat İran meselesine önem vermiş ve İran üzerine iki sefer düzenlemiştir.


a. Revan Seferi (1635) : IV. Murat bu sefer ile Doğu Anadolu ve Revan’ı İran’dan geri aldı.
b. Bağdat Seferi (1638): Bu seferle Bağdat geri alındı. Bu sırada Şah Abbas ölmüştü. Yerine geçen yeni şah barış istedi. Böylece 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı.

 

Buna göre:
1. Azerbaycan ve Revan İran’a bırakıldı.
2.Bağdat Osmanlılarda kaldı.
3.İranla-Osmanlıdevletiarasında Zağros dağlan sınır kabul edildi.


Yorum : 1. Bu antlaşma Osmanlı devleti ile İran arasında uzun süre bir barış devri açtı.
2.Bu antlaşma ile Zağros dağlan iki devlet arasında tabi sınır oldu.
3.Bugünkü Türkiye-İran sınırı da büyük ölçüde bu antlaşma ile çizilen sınır esasına dayanır.

 


II. OSMANLI - VENEDİK İLİŞKİLERİ
Akdeniz’de ekonomik ve askeri üstünlük kurmak, bu denizin kıyısında bulunan devletler arasında büyük bir rekabet doğurmuştur. Bu rekabete Fatih döneminden sonra güçlü bir biçimde Osmanlılar da katıldılar ve 16. yüzyılda Doğu ve Orta Akdeniz’in en büyük deniz gücü durumuna geldiler. Oralarda çok uzun bir süre egemen olmuş Venedik’in nüfuzunu sildiler. Ancak Ege ve Akdeniz arasında büyük bir ada olan Girit, hâlâ Venediklilerin elinde idi. Bu adaya egemen olmak Ege Denizi başta olmak üzere bütün doğunun güvenliği için şarttı. 1571 de Kıbrıs alındıktan sonra Girit’in de bu güvenlik kuşağının bir öğesi olması gerekti.


Osmanlı hükümeti Hac yolculuğuna giden ve Sarayda önemli bir görevi olan Kızlarağası Sümbül Ağanın Malta korsanlarınca esir edilip eşyalarının Venedik’in elinde bulunan Girit’te satılması üzerine bu adaya Sultan İbrahim’in padişahlığı döneminde çıkarmayı başlattı (1645). Tabiî asıl amaç devlet için çok hayatî önemi olan bu adanın kazanılması idi. Böylece Venedik ile savaş durumuna girildi. Girit Osmanlıların ana üslerine uzaktı. Devletin iç durumu ve özellikle maliyesi çok bozulmuştu. Ayrıca Venedik denizciliği 17. yüzyılda ileri teknikler kullanıyordu. Bundan dolayı Girit Seferi 1669 yılına kadar sürdü. Özellikle 1675 yılına kadar bunalımlı anlar yaşandı.


Girit adım adım fethedilirken Venedikliler de Çanakkale Boğazına üç kez hücum ettiler (1648,1651 ve 1656 yıllarında). Venedik Donanması İnebahtı’dan sonra ilk kez Osmanlı Donanmasını Çanakkale’de ağır bir yenilgiye uğrattı.Bir aralık Venediklilerin İstanbul önlerine gelmesi tehlikesi bile belirdi. Ama 1656 da Vezir-i azam olarak atanan Köprülü Mehmet Paşa’nın enerjik tutumu ile Venedikliler Ege denizinden atıldılar. Mehmet Paşa’nın oğlu Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, babasının ölümünden sonra vezir-i azamlığa getirilince Girit sorunu çözüldü. Adanın fethi tamamlandı. Venedik’le yapılan barışla (1669) Girit üzerindeki egemenliğimiz tanındı. Artık Akdeniz’in Sicilya Adasının doğusundan itibaren tümü XIX. yüzyıl sonlarına kadar tam anlamı ile bir Türk gölüdür.


1. Girit’in fethinden sonra Osmanlı donanması ciddi bir şekilde ihmale uğradı.
2. 17. yüzyılda Osmanlı Devleti II. Viyana kuşatmasından sonra başlayan Kutsal ittifakla yapılan savaşlar sırasında Venediklilerle yeniden mücadele etmiştir.

 


III. Osmanlı - Lehistan İlişkileri (1620-1676):
XVII. yüzyılda Lehistan’a (Polonya) iki sefer yapıldı. Bunun birincisi Genç Osman ikincisi ise, IV. Mehmet (Avcı) zamanında oldu. Lehistan(Polonya) Sokollu Mehmet Paşa zamanında Osmanlı himayesine alınmıştı. 1587’de Osmanlı himayesinden çıkan Lehistan Erdel, Eflak ve Boğdan’ın iç işlerine karışınca II.Osman bu ülke üzerine sefer düzenledi.


a. Genç Osman’ın Lehistan Seferi ve Hotin Antlaşması (1620) : Lehistan 1587’de Osmanlı himayesinden kurtulmuştu. Bundan sonra Lehistan her fırsattan yararlanarak Osmanlı egemenliğinde bulunan Boğdan, Erdel ve Eflak beyliklerinin işlerine karışmaya başladı. Genç Osman zamanında (1618-1622) Lehlilerin Boğdan işlerine karışması üzerine Lehistan seferi başladı. Genç Osman’ın komuta ettiği bir Osmanlı ordusu Yaş yakınında Leh ordusunu yenerek Hotin Kalesi’ni kuşattı. Burada yapılan bir meydan savaşı, yeniçerilerin gevşeklikleri yüzünden iyi bir sonuç vermedi. Bunun üzerine Lehlilerle Hotin Antlaşması yapılarak sefere son verildi (1620).

 

Bu antlaşmaya göre:
1. Lehliler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına tecavüz etmeyeceklerdi.
2.Lehliler eskiden de olduğu gibi Kırım Hanına yılda 40 bin duka altını vergi vereceklerdi.
b. IV. Mehmet Zamanında Yapılan Lehistan Seferi (1672-1676) : Hotin antlaşmasından sonra iki devlet arasında elli yıl süren bir barış devri başladı. 1672’de Ukrayna Kazakları yüzünden Lehlilerle Osmanlı devletinin arası yeniden açıldı. Lehlilerin, Türk himayesinde bulunan Kazaklara saldırmaları üzerine IV. Mehmet ve Fazıl Ahmet Paşa’nın komuta ettikleri bir Osmanlı ordusu Lehistan içlerine kadar ilerlerdi. Lehistan şehirleri yağma edildi. Bunun üzerine Lehliler barış istediler. 1672 tarihinde imzalanan Bucaş Antlaşması’na göre:


1.Lehliler, Podolya arazisini Osmanlılara bıraktılar.
2.Yılda 22 000 altın vergi vermeyi kabul ettiler.


Fakat Lehistan Diyet meclisi bu antlaşmanın para maddesini kabul etmedi. Leh Kralı Jan Sobiyeski yeniden saldırılara başladı. Savaş dört yıl devam etti. Sonunda Osmanlı devleti vergi maddesinden vazgeçerek Podolya arazisini almakla yetindi. Bucaş Antlaşması yeniden imzalandı (1676).


Bucaş Antlaşması Osmanlı Devletinin topraklarına toprak kattığı en son antlaşma olmuştur. Bu antlaşmanın imzalanmasından bir süre sonra başlayan İkinci Viyana kuşatması dolayısıyla Lehistan savaşları yeniden başlamıştır.


Osmanlı-Lehistan ilişkisinde bir başka olay 1638 II. Viyana kuşatması sırasında ortaya çıkmıştır.


Osmanlı Ordusunun Viyana’yı kuşatmasıyla Avusturya Hıristiyan alemini Viyana’nın yardımına çağırdı. Bu çağrıya Lehistan 80 bin kişilik ordusuyla katıldı. Az sonra Leh Ordusu Osmanlı Ordusunu arkadan vurdu. Böylece, Osmanlı ordusu bir anda iki ateş arasında kaldı. Sonuçta Osmanlı ordusunda panik çıktı. Ordu dağınık şekilde geri çekilmeye başladı.


IV. Osmanlı- Avusturya İlişkileri :
Sokullu devrinde Avusturya ile yapılan antlaşma ile Avusturya ile savaşlara son verilmişti (1568). Avusturya ile yapılan antlaşma 1593 yılında bozuldu. Bu tarihte başlayan savaşlar XVII. yüzyıl boyunca devam etti.


a. 1593-1606 Avusturya Savaşları (III.Murat, III.Mehmet ve I.Ahmet Dönemleri): Bu savaşın nedeni Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa’nın Avusturya’ya yaptığı bir akın sırasında pusuya düşürülerek şehit edilmesidir. Bunun üzerine III. Murat devrinde Avusturya ile savaşlar yeniden başladı (1593). Savaşın ilk döneminde Osmanlı hükümdarı olan III. Mehmet devlet adamlarının ricasıyla kendiden önceki padişahlar II. Selim ve III. Murat sefere çıkmadığı halde ordunun başına geçti. Osmanlı ordusu önce Eğri’yi aldı. Eğri kalesine yardıma gelen Avusturya ordusu Haçova Savaşı’nda büyük bir bozguna uğradı (1596).


NOT: Haçova meydan Savaşı Osmanlı tarihinde zaferle sonuçlanan SON büyük meydan savaşıdır.


Bundan sonra da Kanije ve Estergon fethedildi. Avusturyalılar Kanije’yi almaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Kale komutanlığına bırakılan TİRYAKİ HASAN PAŞA kaleyi kuşatan Ferdinand’ı az bir kuvvetle yenilgiye uğrattı.


Avusturyalıların barış istemesi üzerine Osmanlı Devleti doğudaki İran Savaşları ve Anadolu’da Celâli isyanları nedeniyle Zitvatoruk Antlaşması şartlarını kabul etti (1606).


1.Eğri, Kanice ve Estergon Osmanlı Devleti’ne bırakıldı.
2. Avusturya’nın Kanuni devrinde itibaren Osmanlı Devleti’ne verdiği 30 000 altınlık vergi kaldırılacak, buna karşılık Avusturya bir defaya mahsus iki yüz bin kara kuruş savaş tazminatı ödeyecekti.
3. Avusturya Arşidükası Mukaddes Roma Germen İmparatoru olarak kabul edilecek ve protokol bakımından Osmanlı Padişahına eşit sayılacaktı. Bundan böyle Avusturya İmparatorlarına Roma Çesarı denilecekti.

Önemi:
Osmanlı Devleti’nin bu şartları kabul etmesinde doğuda İran’la savaşılması, Anadolu’da da Celâli isyanlarıyla uğraşılması etkili olmuştur.
Avusturya İmparatoru, Osmanlı Padişahına eşit duruma gelmiştir.
Savaşın uzun süre devam etmesi Osmanlı Devleti’ni Kanuni devrindeki gücünü kaybettiğini ortaya koymuştur.
Osmanlı Devleti’nin Avusturya üzerindeki siyasi üstünlüğü sona ermiştir.


b. 1662-1664 Avusturya Savaşları (IV.Mehmet Dönemi):
Zitvatorok Antlaşması ile sağlanan barış uzun süre devam etti. Fakat Erdel Beyi Rokoçi 1658’de isyan etti. Bu isyan Köprülü Mehmet Paşa tarafından bastırıldı. Rokoçi ise Avusturya’ya sığındı. Rokoçi’nin kışkırtmaları ile Osmanlı - Avusturya Savaşı başladı (1662). Fazıl Ahmet Paşa komutasındaki ordu Uyvar (Neuhoesel) kalesini kuşatarak aldı. Avusturya’nın barış istemesiyle Vasvar Antlaşması yapıldı (1664).

 

Buna göre :
1.Erdel, Osmanlı Devleti’ne bağlı kalacak.
2. Osmanlı Devleti’nin gösterdiği aday, Avusturya tarafından Erdel beyi olarak tanınacaktı.
3. Avusturya, ikiyüzbin kara kuruş savaş tazminatı ödeyecekti.
4. Avusturya’dan alınan Uyvar ve Novigrad Osmanlılarda kalacaktı. Zerinvar kalesi ise Avusturya’ya bırakılacaktı.

 


c. İkinci Viyana Kuşatması (1683) (IV.Mehmet Dönemi):
Avusturya savaşlarının yeniden başlamasının nedeni Macaristan olaylarıdır. Macaristan’ın Avusturya’ya kalan bölgesinde yaşayan Macarlar Avusturya İmparatoru l. Leopold’in baskısına uğradılar. Mezhep özgürlüğünün kaldırılmasından etkilenen Macarlar İmre Tökeli başkanlığında ayaklanarak Osmanlılardan yardım istediler. Sadrazam Merzifonlu Karar Mustafa Paşa, bir asırdır ciddi zaferlere susamış ve eski devirlerdeki fütuhatı özleyen ordu ve toplumun etkisiyle Viyana’yı kuşattı, l. Leopold Almanya içlerine çekilince Viyanalılar kendilerini savundular. Papa, Hıristiyan dünyasını Viyana’nın yardımına çağırdı. Osmanlı ordusu 60 gün boyunca şehre 18 büyük yürüyüş yapmıştı. Merzifonlu Viyana’nın yağma edilmesini istemediğinden son yürüyüşü devamlı geciktiriyordu. Viyana’nın imdadına Lehistan Kralı Jan Sobiyeski yetişti. Kırım kuvvetlerinin yeterli gayreti göstermemesi ile Türk ordusu iki ateş arasında kaldı. Osmanlı Ordusu büyük bir bozguna uğrayarak Belgrat’a kadar çekildi. Dağılan kuvvetleriyle Belgrad’a çekilen Merzifonlu IV.Mehmet’in emriyle idam edildi.

 


Osmanlı ordularının başarısız olmalarında :
1. Kuşatma için gerekli topların getirilmemesi.
2. Avrupalı devletlerin Viyana’nın yardımına gelmeleri.
3. Merzifonlunun son yürüyüşü sürekli geciktirmesi.
4. Şehrin güçlü surlarla çevrilmiş olması etkili olmuştur.

 


Önemi:
1. Galip gelebilecek Osmanlı ordusu, içteki bozulmanın orduya yansıması ile tarihimizdeki en büyük bozgunlarından birine uğradı.
2. OsmanlıDevleti’ninAvrupaüzerindeki yaptırım gücü sona erdi.
3. Osmanlı Devleti’ne karşı Avrupa’nın güçlü devletleri "Kutsal ittifak" kurarak saldırıya geçtiler.
4. Osmanlı Devleti, Avrupa karşısında toprak kaybetmeye başladı.
5. Batıda Türklerin yenilebileceği ve Avrupa’dan atılabileceği düşüncesi doğdu. Böylece Türklerin SAKARYA SAVAŞI’na kadar sürecek bir geri çekilme süreci başlamış oldu.


d. Kutsal İttifak ve Savaşlar (1683-1699):
Kutsal ittifak Devletleri ile Osmanlı Devleti arasındaki savaşlar yaklaşık 16 yıl sürdü. (Bu arada IV.Mehmet yeniçerilerin isyanıyla tahttan indirildi. Yerine sırasıyla II. Süleyman, II.Ahmet ve II.Mustafa padişah oldular.) Viyana bozgunu Papa’nın da gayretleriyle Osmanlı Devleti’ne karşı Haçlı Birliği’nin kurulmasına neden oldu. Avusturya, Venedik, Lehistan, Rusya ve Malta bu birliğe katıldılar. Venedikliler Mora’ya ve Dalmaçya kıyılarına, Rusya Azak çevresine, Lehistan Podolya ve Boğdan’a Avusturya ise Macaristan ve Erdel bölgelerine saldırdı. 16 yıl süren savaşlarda Osmanlı orduları hemen her yerde yenildi. Padişah II. Mustafa (1695-1703) bizzat sefere çıktıysa da başarılı olamadı, İngiltere ve Felemenk elçilerinin aracılığıyla Belgrat civarındaki Karlofça kasabasında Avusturya, Venedik ve Lehistan delegeleri ile Karlofça Antlaşması yapıldı (1669).


1. Temeşvar ve Banat hariç bütün Macaristan ve Erdel Beyliği Avusturya’ya bırakıldı.
2.Podolya ve Ukrayna Lehistan’a bırakıldı.
3.Karlofça Antlaşması 25 yıl sürecek ve Avusturya’nın garantisi altında bulunacaktı.
4.Mora ve Dalmaçya kıyıları Venedik’e verildi.

 


Ruslarla da Karlofça Antlaşması’nı tamamlayan İstanbul Antlaşması imzalandı (1700).
1. Azak kalesi ve çevresi Rusya’ya bırakılacaktı.
2.Ruslar savaş sırasında işgal ettikleri yerleri geri vereceklerdi.
3.Rusya İstanbul’da bir elçi bulundurabilecekti.
4.Ruslar Kudüs’ü serbestçe ziyaret edebileceklerdi.


Önemi :
1. Karlofça ve İstanbul antlaşmaları ile Osmanlı Devleti ilk defa toprak kaybına uğradı.
2. Avrupa, Osmanlı baskısından kurtularak karşı saldırılara geçme imkânı buldu. Osmanlı Devleti’nin Duraklama devri sona erdi. Gerileme devri başladı.
3. Osmanlı Devleti’nin askeri gücünün yetersizliği tamamen anlaşıldı.
4. Rusya, Azak çevresini elde ederek Karadeniz’e çıkma imkânına kavuştu.
5. Osmanlı Devleti, XVIII. yüzyılda Karlofça ve İstanbul Antlaşması ile kaybettiği toprakları geri alabilmek amacıyla Avusturya, Venedik ve Rusya ila savaşlar yaptı.
6. Macaristan’ın kaybedilmesiyle Osmanlı Devleti’nin Orta Avrupa egemenliği sona erdi.
7. Kutsal ittifakla yapılan savaşlar sırasında sefere çıkan II. Mustafa ordusunun başında sefere çıkan son Osmanlı Padişahıdır.
8. Karlofça Antlaşması, Osmanlı topraklarını paylaşmayı hedef alan ilk devletlerarası antlaşmadır.

 


C. OSMANLI DEVLETİ’NDE DURAKLAMA DEVRİ İÇ İSYANLARI :
Osmanlı Devleti’nde XV. ve XVI. yüzyıllarda da iç isyanlar çıkmasına rağmen devlet örgütünün düzenli ve ordunun kuvvetli olması sayesinde bu ayaklanmalar kısa sürede bastırılabilmişti. XVII. yüzyılda idari, askeri, ekonomik bozuklukların etkisiyle çıkan isyanların etkileri çok daha önemli oldu. Bu isyanlar karakterleri ve nedenleri yönünden üç kısımdan olmuştur.
l. İstanbul İsyanları : İstanbul isyanları genellikle kapıkulu askerleri (Yeniçeri ve sipahiler) tarafından çıkarılmıştır,

Cevaplar (2)Add Comment
0

halı tamiri


yazar Halı yıkama, Haziran 05, 2010
Zitvatorok Antlaşması ile sağlanan barış uzun süre devam etti. Fakat Erdel Beyi Rokoçi 1658’de isyan etti. Bu isyan Köprülü Mehmet Paşa tarafından bastırıldı. Rokoçi ise Avusturya’ya sığındı. Rokoçi’nin kışkırtmaları ile Osmanlı - Avusturya Savaşı başladı (1662). Fazıl Ahmet Paşa komutasındaki ordu Uyvar (Neuhoesel) kalesini kuşatarak aldı. Avusturya’nın
0

hamza


yazar hamza, Nisan 25, 2012
daha kısa olamazmıydı

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy