ToplumDusmani.Net V2

Kültür ve Sanat Portalı

Thursday, Apr 24th

Son Guncelleme08:18:06 AM GMT

Nerdesin: Edebiyat Nedir Destan, Halk Hikayesi ve Masal Arasındaki İlişkiler


Destan, Halk Hikayesi ve Masal Arasındaki İlişkiler

e-Posta Yazdır

Reklamlar

DESTAN, HALK HİKÂYESİ VE MASAL ARASINDAKİ İLİŞKİLER VE BU UNSURLARIN DESTANLARA YANSIMASI

 

Sevtap YAZAR

İlk olarak toplumlar, mitik bir dönem yaşamıştır. Bu mitik dönemin en önemli özellikleri, insanoğlunun henüz çözemediği olayların sebeplerini esrarlı bir kutsallık ile açıklaması ve vardığı sonucu da bir kural olarak kabul etmesidir. Böylece kendisinin de içinde yer aldığı ilkel bir Tanrılar dünyası yaratılmıştır.

            Tarih sahnesine çıkınca düşünce tarzında değişmeler olmaya başlamış ve epik düşünce dediğimiz yeni bir döneme geçilmiştir. Bu dönemde mitik dönemdeki esrarengiz görünen âlemin bazı sırları çözülmüş, bilinmezlik ortadan kalkınca, yeni bir beşeri değer esrarlı gücün yerini almıştır. Bu değer insanın fizik gücüdür. Bu gücün değerinin keşfedilmesi mücadele ile bazı düşmanların, mesela bazı hayvanların yenilebileceği anlaşılması, dışa yönelik bir mücadeleyi başlatmıştır. Toplum, kendi içinde teşkilatlanmaya başlamış, yurt ve kabile şuuru uyanmıştır. Bunları ifade etmek için mitik dönemde şekillenen dil ve düşünce kalıpları aynen kullanılmış ve kültürün ikinci halkası oluşmuştur. Henüz cemiyet içi çatışmalar başlamadığı için birlik fikrinin ilk çekirdekleri de bu dönemde filizlenmeye başlamıştır. Toplum, henüz göçebe halde yaşamaktadır. Bu dönemin eserleri destanlardır. Destan tipleri cemiyetin ortak tipleridir. Henüz ferdi tipler mevcut değildir. Toplum, daha önce yaşamış ve zihinlerde iz bırakmış tiplerin bütün iyi özelliklerini kendi dönemine taşımış ve bu dönemin parlayan tipine bunları yerleştirmiştir. Epik kahraman, sadece kendi özelliklerini değil daha önce yaşamış tiplerin özelliklerini de taşımaktadır. Bu dönemin kahramanlarında bulunmayan; toplumun beklentisi doğrultusundaki özellikler de bu tiplere yüklenmiştir. Böylece epik bir tip hem mitik özelliklerden müspet olanları, hem de idealindeki tiplerin anlamdaki özelliklerini birleştirmiştir.

 

            Daha sonraki dönemde toplumun yerleşik ve yarı göçebe hayata geçmesi ile cemiyet içi çatışmalar ve ferdin kendi problemleri ortaya çıkmıştır. Bu dönemin eserleri de epico-romanesque eserlerdir. Artık kahramanlarda epik özelliğin yanı sıra başka özellikler de aranmaktadır. Estetik bazı beklentiler ( güzellik, iyi şiir söyleme, dürüstlük vb.) söz konusu olmaktadır. Halk Edebiyatında, halk hikâyeleri dediğimiz tür işte bu dönemin ürünleri olmaktadırlar. Halk hikâyelerine ,Anadolu dışındaki Türk boyları arasında destan, hikâye vb. isimler verilmektedir. Bunlar nazım ile nesrin karışık olarak kullanıldığı, kahramanlık ve aşk konulu eserlerdir. Genellikle âşıklar tarafından tasnif edilirler ve anlatılırlar. Bu eserler de, aynen destanlarda olduğu gibi kendilerinden önce diğer türlerde kullanılan malzemeyi kullanmışlardır. Motif ve epizot, formel unsurlar ve yapı bakımından diğer türlerden sık sık malzeme almışlardır. Hem mensur hem manzum oldukları için bütün halk yaratıcılığının şekil ve türlerinin karmaşık bir sentezi halindedirler.

 

            Destanlar; milletlerin tarihinde derin iz bırakmış önemli olayları harikuladeliklerle süsleyerek anlatan uzun, manzum, milli eserlerdir. Destan anlatıcısı ozan (akın veya baksı) onu bir kopuz eşliğinde söyler. Bir takım mimik, jest ve taklitlerle anlatımını kuvvetlendirmeye çalışır. Halk hikayelerinde de bu anlatım ananesi devam etmekle birlikte, mühim bazı farklar onu destandan ayırır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

 

1.      Tarihi bir vakanın olması şart değildir.

 

2.      Nazam-nesir karışıktır. Zamanla nesir, nazma üstünlük kazanmıştır.

 

3.      Şahısların ve olayların anlatımında realist çizgilere daha çok yer verilmiştir.

 

4.      Kahramanlıktan çok aşk maceraları konunun ağırlığını teşkil etmektedir.

 

Ayrıca; destanlar, belli bir daire teşkil ederler. Halk hikâyelerinde-bilhassa aşk konulu olanlarda-böyle bir daire söz konusu değildir. Hikâyenin kahramanı âşık olur, sevgilisine kavuşmak için maceralara atılır ve kavuşur. Hikâye burada biter. Halbuki, destanlarda durum böyle değildir. Mesela Manas Destanı’nı onun oğlu Semetey ve onun oğlu Seytek devam ettirirler.

 

Masal nesirle söylenmiş, tamamıyla hayal mahsulü olan ve anlattıklarına inandırma iddiası bulunmayan, kısa bir anlatı türüdür. Masalın en karakteristik özelliği, seri bir tahkiye tekniğine sahip olmasıdır. Ayrıca, masallarda olayın geçmişe ait olduğunun belirtilmesine bilhassa dikkat edilir. Masal ile destan arasında şu benzerlikler vardır:

 

1.      Destanlarda, masal kahramanı olarak bilinen perilerin yaşayışına benzer bir hayat süren destan kahramanları vardır. Oğuz Destanı’nda Oğuz’un evlendiği kızlar gibi.

 

Masal ile destan arasındaki farklar ise;

 

1.      Masal konuları çeşitli olmasına rağmen destan konularında kahramanlığa fazla yer verilir. Umumiyetle milletlerin mazisindeki önemli olaylar ve büyük kahramanlar etrafında destanlar teşekkül eder.

 

2.      Masal kahramanlarının hayali olmasına karşılık destan kahramanlarını biz tarih sayfalarında bulabiliriz. Oğuz Kağan gibi.

 

3.      Destanlar daha hacimli olurlar. Pek çok olayın anlatıldığı destanların hacimleri de uygun olarak geniş bir yer kaplar.

 

4.      Destanlar manzum olurlar, masallardaki durum ise tamamıyla tersidir. Masallarda manzum kısımlar yok denecek kadar azdır.

 

5.      Masalların benzerlerine başka milletlerde de rastlanıldığı halde destanlarda durum farklıdır. Destanlar millidir. Bir millete aittir.

 

Manas Destanı’nın Radloff versiyonu, destan kahramanlarının ailelerinin takdimi ile başlamaktadır. Bu durum halk hikâyelerinde de böyledir. Destanda statü, destan kahramanın geleceği için öneminden dolayı çok fazla vurgulanmamasına rağmen, halk hikâyelerinde kahramanın aşkı uğruna neleri feda ettiğini göstermesi bakımından vurgulanmaktadır:

 

(Böyönkan, onun oğlu Karahan ve onun oğlu Cakıp Han şeklinde-Radloff versiyonu; Böyönkan, Çayankan ve Orozdu üç kardeştir. Orozdu’nun beş karısı olmuş ve ilk karısından Cakıp ve Şıgay doğmuştur. Cakıp’ın da üç karısı olmuş, onun da ilk karısı Çıyırdı’dan Manas ve Kardıgaç doğmuştur-Yusup Mamay versiyonu)

 

Oğuz Kağan Destanı’nın islami varyantında da Oğuz’un soyu ilk olarak tanıtılır. Ve soyu Nuh Peygambere dayandırılır. Burada da Nuh peygamberin oğulları olan Hâm, Sam ve Yafes’ten başlayarak bütün soy ve başa geçen hükümdarlar sayılıyor. En son olarak da Kara Han oğlu Oğuz Han’dan bahsediliyor.

 

            Edige Destanı’nda da kahramanın soyu tanıtılmaktadır. Bunu;

 

            Ben de atalık söyleyeyim,

 

            Çaşlı tüklü Koc’Amet

 

            Ondan gelmiş Er Amet

 

            Ondan gelmiş Ker Amet

 

            Ondan doğmuş Temir Kaya

 

            Temir’den doğmuş kutlu Kaya

 

            Kutlu Kaya’dan doğmuş Edige

 

            Edige’den doğmuş Nuradın       şeklinde destanda görmekteyiz.

 

            Bir de “eski zamanda Cayık ile İdil’de Altın Orduda Toktamış adında bir hükümdar yaşamıştır. Onun av kuşlarına bakan Kutlıkaya adında bir beyi bulunmaktadır. Edige, işte bu beyin oğludur. Ancak Edige’nin babası Toktamış tarafından öldürülür. Görüldüğü gibi Edige de bir bey oğludur şeklinde bir tanıtım vardır.

 

            Manas destanında ve halk hikâyelerinde paralellik gösteren bir başka motif de çocuksuzluktur. Oğuz Destanı’nda da aslında baş kısımda bir çocuksuzluk motifini içeren kısım olabilir, ama burası eksiktir. Manas Destanı’nda Cakıp, Çıyırcı’yı bir takım şeyler yapmadığından dolayı azarlıyor. Bunların arasında belini sıkı bağlamaması ve evliya mezarına gitmemesi, elmalıkta yuvarlanmaması gibi unsurları sayabiliriz. Bunun gibi suçlamalar halk hikâyelerinde de bulunmakta ve hatta kahramanlar eşlerinden bile ayrılmaktadırlar. Burada geçen elma unsuru her ikisinde de ortaktır. Manas’ta elmalıkta yuvarlanmak şeklindeyken halk hikâyelerinde bu dervişin verdiği elmanın yenmesi sonucu çocuk sahibi olmak şeklinde işlenmiştir.

 

            Alpamış Destanı da bir çocuksuzluk motifiyle başlar. Baybora ve Baysarı bolluk içinde yaşamalarına rağmen çocuk sahibi değillerdir. Bunun üzerine çocuksuzluğa çare arama motifi devreye girer. İki bey evliyaların mezarlarını ziyaret etmeye, Tanrı’ya yalvarmaya karar verirler.

 

            Ad verme motifi de ortak bir motif olarak her iki türde de yer alır. Kahraman belirli bir yaşa gelince, veyahut bir kahramanlık gösterince ona ad koymaya sıra gelir. Ad ya çocuğun üzerinde bulunan bir işarete göre veyahut da çocuğun kendisinin doğumuyla getirdiği işaret  üzerine olur. Ve genelde bu adı çocuğa ak sakallı ihtiyarlar verir. Halk hikâyelerinde de elmayı veren derviş, kendisi gelmeden çocuğa ad verilmemesini söyler ve çoğu zaman kendisi gelerek çocuklara ad koyar. (Asuman ile Zeycan, Kerem ile Aslı vb. halk hikâyelerinde görebiliriz.)

 

            Dede Korkut Hikâyelerinde de çocuğun ad alması bir kahramanlık yapmasına bağlıdır. Ve bundan sonra Dede Korkut gelir ve çocuğa yaptığı kahramanlıkla bağlantılı bir ad verir. Adını ben verdim, yaşını Allah versin diyerek dua eder.

 

            Manas Destanı’nda da Cakıp Han, bir toy düzenler, dört peygamber gibi koca gelerek çocuğa Manas adını verirler. Semetey, ad aldığında Manas hayatta değildir. Kanıkey’in babası toy düzenler ve ona ad koymalarını ister. Yine kimse ad koyamaz ve ak sakallı ihtiyar gelip adını Semetey koyar ve gider. Seytek de aynı şekilde ad almıştır. Kan çora ve Kül çora da doğumlarındaki özelliklere göre ad alırlar.

 

            Edige Destanı’nda da Edige, şöyle ad alır: Kutlıkaya, Toktamış tarafından öldürüldükten sonra, onun can dostu can Timer, Kutlıkaya’nın oğlunu geniş olan çizmesine saklayarak Toktamış Han’dan kurtarmıştır. Bu nedenle bu çocuğa Edige adını vermiştir. Çünkü çizmeye Tatarca’da, etik denir

 

Alpamış Destanı’nda da çocuklara ad verilmesi için toy düzenlenir. Hoca molla gelerek çocuklara adlarını verir.

 

Köroğlu Destanı’nda da çocuk mezarda doğduğu için Göroğlu adı verilir. Adı da Dede Kamber verir.

 

            Kahramanın eğitimi konusu da destan ve halk hikâyeleri arasında ortaktır. Yusuf Mamay varyantında Manas’ın eğitimi Oşpur’a verilir. Radloff varyantında ise;  Cakıp, Manas’ı aksakal bilge Bakay Han’ın yanına eğitilmesi için verir ve uzun süre anne ve babasından ayrı kalarak orada eğitilir. Bu durum halk hikâyelerinde de vardır. Doğan çocuk okul çağına gelince devrin ilimlerini ve kahramanlığı öğrenmesi için anne ve babadan uzak bir yerde eğitim görüyor.(Tahir ile Zühre hikâyesinde görebiliriz.)

 

            Edige Destanı’nda, Edige’nin de küçük yaştan itibaren bir eğitimden geçtiğini görürüz. Edige, üç yaşında bir hocadan (atalık saz) ders alır, dört yaşında bilgi sahibi olur, altı yaşında ata biner, yedi yaşında yay çekip yedi tutam ok atar ve böylece eğitimini tamamlar.

 

Köroğlu Destanı’nda da Köroğlu, dört yaşına girince Ahmet Han onu okula verir. Yedi yaşına kadar iyi okur.

            Manas Destanı’nda bulunan aşk kıskançlıklarına, halk hikâyelerinde de rastlanmaktadır. Aynı zamanda kan bağı veya derin bir dostlukla birbirlerine bağlı olan insanlar arasındaki ihanetler de beşeri motiflerdendir. Manas Destanı’ndaki Köz Kaman bölümü buna örnek teşkil eder. Köz Kaman domuz gözlü demektir. Köz Kaman ve ailesi uzun zaman Moğolistan’da kalmış, Çin kültürü almış, asimile olmuşlardır. Kanıkey, içgüdüsel olarak Köz Kaman’ı hiç sevmez. Nitekim Köz Kaman Manas’a ihanet eder. Manas’ı ve kırk yiğidini zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas, Kanıkey’in Mekke’den getirdiği bir ilaçla iyileşir. İyileşince Mekke’ye gidip dua eder ve kırk yiğidi de bu sayede dirilir. Dede Korkut Hikâyelerinde de Dirse Han Oğlu Boğaç Han adlı hikâyede aynı unsurları görüyoruz. Burada da tahta çıkan Boğaç Han kırk yiğidin adını anmaz olur. Bunun üzerine kırk yiğit Dirse Han ile Boğaç Han’ı birbirine düşürürler. Edige Destanı’nda Kın Cabay, Noradın’e Toktamış’ın kızını seviyor diye Toktamış’ın kızıyla tuzak kurar, ve kız hamile olduğunu söyler. Ve çocuğun Edige’den olduğunu söyler. Böylece baba ile oğlun arasını açmış olurlar. Manas Destanı’ndaki Mendibay da Manas ile Kanıkey’in aşklarını zedeleyerek, onları ayırmaya çalışan bir tiptir. Kökçö’nün kırk yiğidi kıskançlık sonucu, Almanbet ile Kökçö’nün arasını açarlar.

 

Alpamış Destanı’nda da Kökemen, Alpamış ile Gülbarçin’in aşklarını engellemeye çalışır.

 

            Hayatın çeşitli dönemlerinde (doğum, gençlik, evlilik, lider seçimi, savaş, ölüm vb.) yapılan yarışmalar ve sınavlar gerek destanlarda, gerekse halk hikâyeleri ve masallarda büyük benzerlikler gösterir. Manas Destanı’ndaki Kökötöy’ün aşında görülen bu tür faaliyetler kahramanlık konulu hikâyelerde karşımıza çıkmaktadır. Alpamış Destanı’nda da at yarışları ve güreş sahneleri vardır. Altın tabak yarışması yapılır. Uzun bir direğin ucunda bir tabak, tabağın içinde de altın gümüş gibi şeyler vardır. Tabağı vuran içindekileri alacaktır. Başka bir varyantta bu ortası delik madeni paradan ok geçirme şekline alıyor.

 

Manas Destanı’nda bulunan ölüp-dirilme motifi de hem halk hikâyelerinde hem de masallarda geniş bir biçimde yer almaktadır. Halk hikâyelerinde kahramanın öldükten sonra dirilmesi değil de başka kılığa girip şekil değiştirmesi söz konusudur. Destanlarda ölüp-dirilme motifinin yanında kılık değiştirme motifi de işlenmiştir. Bunun da en güzel örneklerini Köroğlu Destanı’nda görüyoruz. Köroğlu Kamber Dede kılığına girer, ayrıca destanda kahramanların doğan, güvercin, balık suretlerine girmelerine de çok fazla yer verilir. Masallardan örnek verecek olursak;

 

             Nartanesi isimli masalda, karısı ölen adam kızı ile bir müddet beraber yaşarlar. Adam evlenir, analığı kızı hor görür. Baba kızını odun dağına bırakır ve eve döner. Kız kırk zeybeklerin evine giderek onlardan habersiz evin işlerini yapar. Bir gün kız, kırk zeybeklere yakalanır. Başından geçenleri onlara anlatır. Kırk zeybekler, bu kızı kardeş edinirler. Kızın üvey annesi bunu duyar ve kocasına verdiği zehirli gerdanlığı kızına takmasını öğütler. Kız sihirli gerdanlığı takınca ölür. Kırk zeybekler kardeşlerine kıyamazlar. Ve bir sandık içine koyup bir çeşme başına bırakırlar. Bir bey oğlu, sandığı açıp da kızın boğazındaki gerdanlığı çıkarınca kız dirilir. Daha sonra bey oğlu kızla evlenir.

 

            Kargış ve algışlar, yani dua ve beddualar gerek Manas, Edige ve diğer destanlarda gerekse halk hikâyesi ve masalda çokça rastlanan unsurlardandır. Edige Destanı’nda, Edige Kın Cabay ve Toktamış’ın kızına inanarak babasına düşman olur ve babasının gözlerini kör eder. Bunun üzerine Edige, oğluna beddua eder. Noradın hasta olur. Edige, dayanamayarak dua eder ve oğlunu iyileştirir. Alpamış Destanı’nda da Karacan ile Alpamış’ın güreşi esnasında Alpamış, Hz.Ali’ye dua eder. Ve güreşi kazanır. Manas’ın kırk yiğidi Manas’ın Mekke’ye gidip dua etmesi sonucunda dirilmiştir. Çocuğu olmayan kahramanlar, çocukları olması için dua ederler. Bunu Manas, Alpamış vb destanların yananda Dede Korkut Hikayelerinde de görüyoruz. Hatta bir ağzı dualının duasının kabul edilmesi sonucunda beylerin çocuklarının olduğu vurgulanıyor. Köroğlu Destanı’nda Zulper Ayım, nasıl oluştuğunu açıklayamayacağı bir çocuk taşıdığı için ölmek ister ve Allah’a canını alması için dua eder.

 

            Gerek Manas Destanı, gerekse Edige vb.nde geçen kahramanların olağanüstü vasıflara sahip olması ve hızla büyüyüp gelişmeleri masal kahramanlarında da görülen olağanüstülükle ilgili unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

            Kahramanların gurbete çıkmaları da gerek destanlarda gerek masal ve gerekse de halk hikâyelerinde karşılaştığımız motiflerdendir. Örneğin Manas Destanı’nın Yusup Mamay versiyonunda babası Cakıp’a küsen Manas, küçük yaşta yurdunu terkedip Turfan’a gelir ve orada çiftçilikle uğraşır. Almanbet de ülkesini terk eder. Edige Destanı’nda Edige, Toktamış Han’ın kendisini ortadan kaldırmak istemesi üzerine ülkeyi terk eder. Bu husus oğlu Noradın için de geçerlidir. Halk hikâyelerinde de rüyasında gördüğü sevgiliyi aramak için yabancı memleketlere giden kahramanlara çokça rastlarız. Bu türlerin hepsinde ortak olarak göze çarpan bir husus da kahramanların gittikleri yerlerde vatan özlemi çekerek bir müddet sonra tekrar memleketlerine dönmeleridir. Alpamış Destanı’nda da kökbörü yarışı sonucunda Baybora ile arası açılan Baysarı ailesini de alarak Kalmuk Tayşa Han’ın topraklarına gider. Ama o da destanın sonunda vatanına geri döner.

 

            Kahramanın olağanüstü güçte varlıklarla mücadelesi ve onları yenmesi de çok yaygın bir motiftir. Masal ve destanlarda çok fazla görülmektedir. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz ormanda yaşayan ve insanlara zarar veren gergedanı öldürür, Manas Destanı’da Manas, Maker devle dövüşür ve onu yener, Dede Korkut Hikâyelerinde Basat Tepegözü öldürür, Edige Destanı’nda Edige, Kara Tiyen Alp adlı bir devle dövüşür ve onu yener. Bu unsur masallarda da çok fazla yer almakta hatta masallarda destandan daha çok yer almaktadır.

 

            Kırk formulistik sayısı da destan, hâlk hikayesi ve masallarda yer alan unsurlardandır. Manas Destanı’nda Manas’ın kırk yiğidi vardır. Almanbet kırk çoranın cakşısı yani kırk yiğidin en iyisidir. Manas’a kılıç yapan ustaya bu hizmetinden dolayı kırk kısrak verilir. Temir Han’ın kızı Kanıkey ile evlenecek olan Manas, kız tarafına kırk vadi koyun verecektir. Manas Almanbet ile tanıştıktan sonra, at yarıştırarak Manas’ın babası Cakıp Han’ın yanına gideceklerdir. Manas, babasına haber gönderir ve bu dostluğu kutlamak için bir alaca kısrak kestirip halkı toplamasını, kırk kazık çaktırmasını ve yarışacak kırk ata ödül vermesini söyler.

Formulistik sayıların en çok geçtiği destanlardan biri de Alpamış Destanı’dır. Kırk, dokuz, yedi sayıları, çeşitli olaylar içinde tekrar edilmektedir.

 

            Edige Destanı’nda da Kara Tiyen Alp’ın kırk yiğidi bulunmaktadır. Masallarda da özellikle bir bir gece masallarında, kırk sayısına çok fazla rastlarız. Kırk haramiler örneğinde olduğu gibi. Bunun yanında üç, yedi, dokuz ve bunların türevleri olan doksan dokuz vb. formülistik sayıları da destan, masal ve halk hikâyelerinde görmek mümkündür.

 

            Yine kahraman erkeklerin yanında onlar kadar kahraman özelliklere sahip kadın tipleri vardır. yine bunlara da halk hikayelerinde de destanlarda da rastlamak mümkündür.

Gerek destanlarda, gerek halk hikâyelerinde, gerekse masallarda görülen motiflerden biri de rüyadır. Oğuz Destanı’nda Oğuz’un bilge veziri Uluğ Türk, rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok görür. Altın yay, gün doğusundan gün batısına kadar uzanmaktadır. Üç gümüş ok ise kuzeye doğru gitmektedir. Rüyasını Oğuz Kağan’a anlatır. Oğuz Kağan, onun bu rüyasına bağlı olarak verdiği öğüdü tutar ve bir toy düzenleyerek yurdun idaresini oğullarına bırakır.

 

            Dede Korkut Hikâyelerinde de rüya sıkça işlenmektedir. Salur Kazan’ın evinin yağmalanması sırasında, Karaçuk Çoban’ın kaygılı rüya görmesi üzerine, bu hayra yorulmaz ve tedbir alınır. Salur Kazan da rüya görür , bu rüya onu kaygılandırır ve ülkesine döndüğünde ülkesini yağmalanmış olarak bulur. Kazılık Koca oğlu Yigenek de bir rüya görür. Ve bu rüya sonucu yoldaşlarıyla Düzmürd Kal’asına giderek babasını kurtarır.

 

            Manas Destanı’nda da rüya motifi sık sık karşımıza çıkar. Manas, Kanıkey, Almanbet rüya görmekte ve bu rüyalar kahramanları yapacakları işlerde yönlendirmektedir. Manas bir rüya görür ve rüyasını Acıbay’a yorumlattırır. Bu rüyada Almanbet’in gelişi müjdelenmektedir. Kanıkey de gördüğü bir rüyayı, Manas’ın dirilmiş olabileceğine yorar. Coloy’un karısı da rüyasında Manas’ın sürülerine saldırdığını görür. Coloy’dan onunla savaşmamasını rica eder ama fayda etmez.

 

            Edige Destanı’nda Edige ve Toktamış’ın rüya gördüklerini görüyoruz. Halk hikâyelerinde de rüyü çok önemlidir. Görülen rüya sonucunda rüyadaki sevgiliyi bulmak için hikâye kahramanı yollara düzülmektedir.

 

            Bazı destanlarda olağanüstü güçler ve olaylardan bahseden öyle bölümler vardır ki bunların masaldan alındığını bize düşündürür. Bunları kesin olarak destandan ayırmak her ne kadar mümkün değilmiş gibi görünse de, bazen anlatım şeklinden bunu çıkarabiliriz. Manas Destanı’nda birbirinden bağımsız çeşitli masalların destana sıkıştırıldığı görülür. Yusup Mamay versiyonunda Seyit bölümündeki bazı olayları buna örnek olarak göstermek mümkündür. Manas Destanı’nın baş kısmındaki Kırgız adının menşeini anlatan kısımları da bir masal olarak kabul edebiliriz. Çok eski zamanlarda Kırgızların başında olan Kalashan vardır. Bu çok yakışıklı birisidir. Ülkesindeki bütün çilli, çirkin insanları yok eder. Kendi çocuğu da çiçek hastalığına yakalanır ve çilli olur. Çocuğunu da öldürmesi gerekir, bu konuda vezirlere danışır. Vezirleri çocuğu kimse görmeden öldürmek ister. Ormana götürürler. Vezir, çocuğu öldürmeden orada bırakır ve senin adın Kırgız olsun der. Çocuk orada büyür ve kabile kurar. Bu kabileye de Kırgız denir.

 

Bir Çin varyantında ise masal başka türlü yer alır. Bir hükümdarın bir kızı, kızın da kırk cariyesi vardır. Bunlar bir gün kırda gezerken bir yerden su içerler ve hamile kalırlar. Hükümdar bunları kovar ve ormana bırakır. Bunların yirmi oğlu, yirmi kızı olur. Bunlar da büyüyüp evlenirler ve Kırgız soyu meydana gelir.

 

Köroğlu Destanı’nda da destanın giriş kısmanda Hz. Ali’den Zülper Ayım’ın çocuğu olması kısmı masal gibidir. Yine Köroğlu Destanı’ndaki Ağa Yunus Peri’nin, Miskal Peri’nin, Gülnar Peri’ni Köroğlu’na âşık olup onunla evlenmeleri bir masal unsurudur. Perilerle evlenme, zaten başlı başına bir masal motifidir. Edige Destanı’nda da buna benzer bir durum vardır. Edige’nin bir perinin çocuğu olduğunun anlatıldığı kısım yine masal unsurları taşır. Dede Korkut Hikâyelerindeki Tepegöz de bir peri ile çobanın beraberliği sonucunda ortaya çıkmıştır.

 

Masallardaki zaman kavramına benzer, gerçek olmayan bir zaman kavramını da destanlarda görürüz. Manas’ın ordusu Pekin’e giderken, altı ay yol yürür ama dönerken yedi günde gelir. Köroğlu Destanı’nda da Leyli Kır’ın bir aylık yolu bir günde aştığı ifadesi yer alır.

 

Destanlarda, masallarda ve halk hikâyelerinde görülen ortak motiflerden biri de büyü, fal gibi unsurlardır. Manas’ta falcı mahiyetinde kâhinler vardır ve bunlar Kırgızlardan doğacak olan çocuğun egemenliği eline alacağını söyler. Ahmet Han’ın da falcıları vardır. Onlar da Köroğlu’nun yaptıklarını, O daha ülkeye dönmeden haber verirler.

 

At motifi, bütün türlerde geçen bir motiftir. Oğuz Destanı’nda, Dede Korkut Hikâyelerinde, Manas Destanı’nda, Edige’de, Alpamış’ta, Köroğlu’nda vb. hepsinde at motifi vardır. Buradaki atlar üstün yeteneklere sahip olan, sahibi zor durumda kalınca onu kurtaran, sahibi için yas tutan, geçilmez engelleri kanatlanarak aşan cinsten hayvanlardır. Konuşma ve düşünme yeteneğine sahip akıllı ve bir o kadar da olağanüstü varlıklardır.

 

Hızır, pir, evliya vb. kelimeler de destan, masal ve halk hikâyeleri arasında ortak motiflerdendir.

 

Burada belirtilmesi gereken bir nokta da Dede Korkut Hikâyeleri’nden Bamsı Beyrek, Tepegöz ve Deli Dumrul ile ilgili hikâyelerin, Manas Destanı’ndan Er Töştük ve Almanbet ile ilgili destan parçalarının  halk hikâyesi ve masal olarak anlatılmalarıdır. Edige Destanı ise kimi zaman bir halk hikâyesi olarak geçmektedir.

 

Bunların yanında bir takım söz kalıpları da masal, destan ve halk hikâyelerinde ortak unsur olarak yer almaktadır.

 

Sonuç olarak; destan, halk hikayesi ve masal türleri arasında birçok yönden benzerlikler olduğunu ve metinler incelenirken bunların göz önünde bulundurulması gerektiğini söyleyebiliriz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

 

1.      Halk Hikayeleri ve halk Hikâyeciliği. Pertev Naili Boratav, İstanbul, 1946

 

2.      Âşık Garip Hikâyesi Üzerinde Mukayeseli Bir Araştırma. Fikret Türkmen, Ankara, 1974

 

3.      Tahir ile Zühre. Fikret Türkmen, Ankara, 1983.

 

4.      Makaleler ve İncelemeler. Abdülkadir İnan. Ankara, 1968.

 

5.      Türk Mitolojisi I. Bahaeddin Ögel. Ankara, 1993

 

6.      Manas Destanı Üzerinde İncelemeler (Çeviriler-I). Fikret Türkmen, Ankara, 1995.

 

7.      Manas Destanı. Keneş Yusupov. Türkiye Türkçesine Aktaranlar:Prof. Dr. Fikret Türkmen, Alimcan İnayet. Ankara, 1995

 

8.      Manas Destanı(W.Radloff) ve Kırgız Kültürü ile İlgili Tespit ve Tahliller. Naciye Yıldız, Ankara, 1995.

 

9.      Dede Korkut Kitabı. Muharrem Ergin. Ankara, 1997

 

10. Dedem Korkut’un Kitabı. Orhan Şaik Gökyay. İstanbul, 2000

 

11. Gümüşhane Masalları. Saim Sakaoğlu, Ankara, 1975

 

12. Erzurum Halk Masalları-Metinler ve Açıklamalar. Bilge Seyidoğlu, Ankara, 1975

 

13. Manas Destanı Bişkek bildirileri

 

14. Araştırmalar.Nerin Köse. Ankara, 1998,1999

 

15. Dede Korkut Hikâyeleri Tesiri ile Teşekkül Eden Halk Hikâyeleri. Metin Ekici, 1989

Cevaplar (0)Add Comment

Cevap yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy